Myspace Graphics Saglik - HOŞGELDİNİZ UMARIM SİZE FAYDALI OLABİLİRİM - Blogcu



Web sayfama hoşgeldiniz.

HOŞGELDİNİZ UMARIM SİZE FAYDALI OLABİLİRİM

BUNLAR İŞİNİZE ÇOK YARAYACAKTIR!!!

  1. Eski ojenizi tırnaklarınızdan çıkartın.
  2. Tırnaklarınızı törpüleyerek şekil verin.
  3. Tırnak etlerinizi kremle yumuşatın ve ılık suda bekletin.
  4. Tırnak etlerinizi bir tırnak eti eriticisi kullanarak yok edin. Kalan kısımları yumuşakça geri itebilirsiniz. Ancak tırnak etlerinizi kesmeyin.
  5. Ellerinizi ılık su ile yıkayın.
  6. Yağlı kalıntıları yo ketmek için tekrar oje çıkartıcısı kullanın
  7. İnce kat oje sürün ve kurumasını bekleyin. Ortadan başlayın.
  8. İkinci kat ojeyi sürün ve kurumasını bekleyin.
  9. Ojelerin çatlamasını engelelyen koruyucu oje sürün.
  10. Ojenizin parlaklığını koruması için tırnaklarınız üzerinde parfüm, kolonya veya limon kullanmayın.

Neoobe - Arama ve Bulma Şeysi

Bir kadın olarak bebek sahibi olmayı çok istiyor olabilirsiniz. İsterseniz kadınlar için hamilelik döneminden önce neler yapılması gerektiğinden 10 adımda kısaca bahsedelim.

  1. Öncelikle bu konuya eşiniz ile birlikte karar verin.
  2. Hamilelik öncesi testleri yaptırın.
  3. Doktor kontrolünden geçin.
  4. Kan uyuşmazlığı testini yaptırın.
  5. Yaşayış tarzınızı gözden geçirin.
  6. Fazla kilolarınızdan kurtulun.
  7. Folik asit alın.
  8. Düzenli egzersiz yapın.
  9. Diş bakımınızı ihmal etmeyin ve bir diş doktoruna gidin.
  10. Hamilelik öncesi kadın ve erkek sağlık kontrollerini yaptırın.


Neoobe - Arama ve Bulma Şeysi

10 adımda kanser olabilirsiniz! Evet, yanlış duymadınız.

Günlük yaşamımızda hayatımızın bir parçası olarak kullandığımız ve gördüğümüz elektro manyetik dalgalar yayan antenler ve iletişim cihazları aslında dünyanın en popüler hastalığı olan kanserin başlıca nedenleri.

Bu hastalığa yakalanmak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.

Kansere yakalanmak için tek yapmanız gereken bu makaleyi okumak.

Başka hiç bir şeye ihtiyacınız kalmaycak emin olun.

Öncelikle etrafımızda o kadar çok radyasyon yayan cihaz var ki. Bu cihazlar şeker hastalığından tutun, kalp hastalığına kadar, lösemi, alzheimer, otizm, alerjik hastalıklar, kronik yorgunluk ve daha bunun gibi bir çoğuna kadar hastalık yaratabiliyor.

Nasıl Kanser Olabilirim?

  1. Cep telefonu kullanın.
    Cep telefonunu çok sık ve uzun süre kullanın. hatta üzerinizde 2-3′er tane taşıyın. Böylece kısırlıktan tutun her türli beyin hastalığına kadar rahatsızlıklara yakalanabilirsiniz.
  2. Kablosuz telefon kullanın.
    Kalosuz iletişim araçları kullanarak kansere daha hızlı yakalanabilirsiniz.
  3. Bilgisayarınıza kablosuz alıcılar takın.
    Böylece ev içerisindeki herkes kanser olabilir.
  4. Mikrodalga fırın kullanın.
    Mikrodalga fırın kullanarak hem eve hemde yiyeceklere radrasyon bulaştırabilirsiniz. Bu sayede siz kolunuzu bile kıpırdatmatan tüm ev halkı kanser olabilir.
  5. İçi bilgisayar ekipmanları il dolu seon model bir araç edinin.
    Bu araçla gün boyu rahatlıkla dolaşabilirsiniz. Aracınızda GPS sistemi de varsa tek yapmanız gereken koltuğunuza yaslanmak ve kanser oluşunuzu seyretmek olacaktır.
  6. Uyurken yanınıza veya yastığınızın altında bir telefon yerleştirin.
    Belkide kanser olmak için en iyi zaman bu olacaktır. Çünkü uyku halinde vücut biyolojik açıdan korumasız olduğu için kansere yakalanma şansınız daha fazladır. İyi uykular.
  7. Yatarken elektrikli battaniye kullanın.
    Elektrikli battaniyenizi açın ve bırakın. Böylelikle batteniyeniz siz uyurken sizi ısıtmaktan çok kanser edebilir.
  8. Kablosuz sisteme sahip güvenlik cihazları kullanın.
    Böylece hem hırsızlardan korunursunuz hemde kansere hızlı biçimde yakalanırsınız.
  9. Büyük bir eve sahip olun.
    Eğer büyük bir eve sahipseniz hemen cep telefonu şebeke operatörlerini arayın ve evinizin çatısına anten kurdurun. Hem para kazanın hem kanser olun. Nasıl fikir ama?
  10. Bunların hepsini aynı anda yapın.
    Yukarıdaki madeleirn hepsini aynı anda yaparsanız kansere istediğiniz zaman istediğiniz biçimde hızlıca yakalanabiirsiniz. Belki de işin en hızlı yolu bu olacaktır. Ama gerek yok. Zaten hepsi günlük hayatımızın içinde.

Kanserden korunmak için bunların tersini yapmanız yeterlidir

Neoobe - Arama ve Bulma Şeysi

Sırt ağrıları duruş bozukluğu, ters harekeler ve hareketsizlikten kaynaklanabilir.

Sırt ağrıları kişide performans düşüklüğü yaratabilecek bir hastalıktır. Buna karşı 10 adımda önlem alabilirsiniz.

  1. Duruş bozukluklarınızı, bir şeyi taşırkan veya kaldırırken uyguladığınız teknikleri belirleyin ve bunları düzeltin.
  2. Kaslarınızın haraket kabiliyetini arttıracak fitness gibi egzersiz hareketlerini yapın.
  3. Karın, kalça ve sırtı çalıştıran egzersiz hareketleri yapın. Böylece vücudunuz esneyecek ve bir şeyi kaldırma veya taşıma gibi eylemlerde sırtınız zarar görmeyecektir.
  4. Haftada 3 kez den az olmamak üzere 20 dakika aerobik yapın. mümünse yürüyüş, koşma ve yüzme gibi egzersizlere zaman ayırın. Böylece kaslarınızın dayanıklılığı artacak ve vücudunuzun gerginliği azalacaktır.
  5. Duruş biçimlerinizin doğru olmasına dikkat edin. Yanlış bir duruş biçimi ile uzun süre oturmayın. Her 15-30 dakika da bir ayağa kalkın ve vücudunuzu hareket ettirin. Sandalyede otururken sırt destekleme kısmına dikkat edin.
  6. Ayaktayken başınızı dik tutun.Göğüsler önde, omuzlarınız paralel ve karnınız düz olmalı.
  7. Taşıma tekniklerini öğrenin. Eğır cisimleri kaldırma ve eşya taşıma teknikleri ile ilgili bilgi edinin.
  8. Uyku için sert yatak tercih edin.
  9. Spor veya egzersiz öncesi vücudunuzu ısıtın. Kaslarınızı önceden çalıştırmanız yaralanma riskini azaltır.
  10. Sağlıklı yaşam kurallarına dikkat edin. Obezitelik ve sigara sırt ağrıları için önemli risk teşkil eder.

Sağlıklı ve mutlu kalmanız dileğiyle.

Neoobe - Arama ve Bulma Şeysi

10 Adımda Ağız Kokusu Nasıl Giderilir?

zKötü nefes kokusu genellikle ağızdan kaynaklanır.

Ağız içindeki bir enfensiyon veya ağızda kalan gıda artıkları koku yapabiliyor.

Ağız kokusunun giderilmesi için öncelikle sorun teşhis edilmeli ve buna göre bir tedavi yöntemi uygulanmalıdır.

Ağı Kokusu için Genel Tedavi Yöntemleri

  • Diş çürüklerini tedavi edin.

  • Diş eti hastalıklarını tedavi edin.

  • Gömük 20 Yaş dişlerini çektirin

  • Eski veya hatalı protezleri yenilettirin.

Ağız Kokusu Sebepleri

  • Şeker hastalığı,

  • Böbrek yetmezliği

  • Karaciğer Yetmezliği

  • Akciğer enfeksiyonları

  • Metabolizma bozukları

  • Açlık

  • Diyet

  • Ağız kuruluğu

  • Sıvı besin eksikliği

10 Adımda Ağız Kokusu Nasıl Giderilir?

  1. Diş ve diş etleriniz bakımlı tutun.
  2. Ağızınızdaki protez ve köprüleri düzenli olarak kontrol ettirin.
  3. Sakız çiğneyin.
  4. İçeceklerinizde ve yiyeceklerinizde tarçın kullanın.
  5. Bol bol su için.
  6. Burnunuzu tıkalı bırakmayın.
  7. Şeker tüketiminizi aza indirin.
  8. Yemek lokmalarınızı iyice çiğneyim.
  9. Fırçaların erişemediği bölgelerde diş ipi kullanın.
  10. Sigaradan uzak durun.

Genel olarak bu maddelere uyduğunuzda ağız kokusu ile başedebilirsiniz.

Yukarıda ağız kokusu sebepleri olarak behsedilen şeker hastalığı, böbrek ve karaciğer yetmezliği gibi hastalıklardan korunmak için sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşam kurallarına da mutlaka uymalısınız

Neoobe - Arama ve Bulma Şeysi

Böyle de soru mu olur, tabii ki fıkralara, komik laflara ve olaylara gülüyoruz diyebilirsiniz. Ama araştırmalar olayın bu kadar basit olmadığını gösteriyor. Tabii sizler de haklı olabilirsiniz. Gülmek araştırmacılar tarafından yıllarca araştırıldığı kadar karmaşık olmayıp, ilkel atalarımızdan kalan, çevremize uyum ve sosyal hayatı paylaşmakla ilgili bir davranış biçimi de olabilir.

Bebekler doğar doğmaz içgüdüsel olarak ağlarlar ama ancak dört hafta sonra gülümsemeye başlarlar. Anne ve babanın bundan mutluluk duyduğunu hissettikçe bebeklerin gülmeleri fazlalaşır. Gülmek bir çeşit dışa vurum gibidir. Gülerken kalp atışı hızlanır, derin nefes alınır, beyin tarafından 'endorfın' denilen kimyasallar salgılanır. Endorfin ise vücudumuzda gerginliği, ağrıyı azaltır.

Gülmek de üzüntü veya öfke gibi bir boşalma yoludur, ancak bunun niçin böyle olduğu tam olarak bilinmiyor. Şüphesiz hepimiz güldükten sonra kendimizi daha iyi hissediyoruz. Gülerken bedendeki gerginlik, kaslardaki denetimin yitirildiği noktaya kadar azaldığından, sandalyeden düşebiliyoruz veya birçok olayda kendimizi tutamıyoruz.

Gülmek sosyal ilişkilerde mutluluğu paylaşmak gibi görülebilir ama her zaman mutluluk ifadesi değildir. Hepimiz patronumuzun yaptığı bir şakaya (pek komik olmasa bile) gülme eğilimindeyizdir. Yani güç, karşısında daima tebessüm eden yüzler görür.

Çok yüksek sesle gülmek, gelebilecek tehlikelere karşı sinirsel bir reaksiyon da olabilir. İki insan arasındaki bir mücadelede, bir oyunda güçlü olan zayıfı ezerken de gülebilir. Yani gülmek, gücün ve saldırganlığın bir göstergesi de olabilir. Gülerken insanın yüz ifadesinden mutlu olduğunu herkes anlar ama o yüz ifadesi ile arkasında yatan duygular arasındaki ilişkiyi psikologlar bile hala tam olarak izah edemiyorlar.

Hala bir müsabakayı kazanıp mutluluktan gülmesi gerekenlerin niçin gözyaşları içinde ağladıklarının, ağlaması gereken bir yerde bir insanın yine gözyaşları içinde kahkahalarla niçin güldüğünün sebebi anlaşılmış değildir. Ancak bu arada kahkaha ile gülmekle, gülümsemeyi ayırt etmek gerekir. Gülümsemek kesinlikle insanın, karşısındaki için iyi şeyler hissetmese bile kendisi için bir mutluluk ifadesidir.

Yapılan bir araştırmaya göre insanlar 50'li yıllarda günde ortalama 18 dakika gülerken, bu süre günümüzde 6 dakikaya düşmüş bulunmaktadır. Yetişkinlerin günde ortalama 60, çocukların ise 500 kez güldüğü ve bir gülüşün ortalama 6 saniye sürdüğü araştırmacılar tarafından saptanmıştır.

Neoobe - Arama ve Bulma Şeysi

Meme hastalıklarının erken tanısında hastanın düzenli aralıklarla kendi kendini muayene etmesi büyük önem taşır. Her ay bir kez kendi kendine meme muayenesi yapması kadının kendi memesinin normalde nasıl hissedildiğini, normal durumunun ne olduğunu öğrenmesini ve herhangi bir değişiklik gelişince en kısa sürede belirlenmesini sağlar. Meme muayenesi için en uygun zaman adet gören kadın için adetinin bitiminden sonraki ikinci ya da üçüncü gündür. Adet görmeyen kadınlar ayın belirli bir gününü seçip her ay gün atlamaksızın kendi kendini muayene edebilir. Bazıları bu muayeneyi banyodayken yapar. Parmaklar ıslak ve sabunla deri üstünde daha rahat kaydığından altındaki dokuyu ve değişiklikleri hissetmek daha kolay olur.

 

Şekil2 <******> 1. Bir ayna önünde durunuz. Her iki memenize bakınız. Meme başından akıntı, meme başında çekinti, memede çukurlaşma, buruşma ya da kabuklaşma gibi normal dışı bir durum olup olmadığını  dikkatle inceleyiniz.


 

Şekil32. Ellerinizi başınızın arkasında birleştirin ve başınızı öne doğru iterek kasların gerilmesini sağlayınız. Bu sürede aynaya bakarak normal dışı bir durum olup olmadığını inceleyiniz.



 

3. Sonra ellerinizi belinize doğru kuvvetlice bastırınız . Öne doğru hafifçe eğiliniz, omzunuzu ve dirseklerinizi öne doğru itiniz. Şekil 2 ve Şekil 3 deki iki hareket memenin boyutlarında ve biçiminde bir değişme olup olmadığını gösterir. Bunu yaparken göğüs kaslarının gerilmiş olması gerekir.


 

4. Sol omuzunuzu kaldırınız. Sağ elinizin üçüncü ve dördüncü parmakları ile bastırarak dış uçtan başlayıp meme üzerinde küçük daireler yapacak biçimde elinizi hareket ettirerek bütün memeyi inceleyiniz. Sonunda meme başına varmış olmanız gerekir ve bütün memeyi bu yolla değerlendirmiş olacaksınız. Meme ile koltuk altı arasındaki bölgeyi de inceleyiniz. Aynı işlemleri sırayla diğer memenizede uygulayınız.

 

5. Memenizin başını nazikçe sıkınız ve bir akıntı gelip gelmediğine dikkat ediniz. Aynı işlemleri sırayla diğer memenizede uygulayınız. Eğer bir akıntı varsa doktorunuza başvurmalısınız. <******>




 

6. Resim 4 ve 5'te gösterilen işlemleri yatarken de yinelemek gereklidir. Sırt üstü yatınız, sol kolunuzu başınızın üstüne doğru getiriniz, sol omuz altına ufak bir yastık ya da bükülmüş havlu koyunuz. Bu biçimde yatış, incelemeyi kolaylaştırır. Daha önce tanımlandığı gibi, dairesel hareketlerle bütün memenizi parmaklarınızın ucu ile hissediniz.


 
Derinin altında ya da meme dokusu içinde her zaman hissettiğinizden farklı olarak sert bir kitle olmadığından emin olmanız gerekir.  Eğer bir değişiklik ya da sert bir kitle farkedersiniz. En kısa sürede doktorunuza ya da bir genel cerrahi uzmanına başvurunuz.

Neoobe - Arama ve Bulma Şeysi

Bazı günler bekleyebileceğiniz tek şeyin hiç bir şeyin beklediğiniz gibi gitmeyeceği; tutarsızlığın tek tutarlı tutum olduğunu bilirsiniz. Otizm, her gün onunla yaşayanlar için bile şaşırtıcıdır.  Otizmle yaşayan çocuk 'normal' görünebilir, ancak onun davranışı kafa karıştırıcı ve oldukça zordur. Tedavi edilemez olarak tanımlanmış otizm kalesi bugün temellerinden çatlamaya başladı. Her gün otizmle mücadele edenler temel zorlukların üstesinden nasıl geldiklerini, sıkıntıları nasıl telafi ettiklerini veya koşullarını nasıl denetimleri altına aldıklarını bizlere gösteriyorlar. Çocuklarımızın çevresinde olan kimseleri otizmle ilgili temel bir bilgi ile donatmak, çocukların daha üretken ve bağımsız bir yetişkinliğe geçebilmelerinde çok önemli olmaktadır. Otizm oldukça karmaşık bir mesele ancak otizmin üç temel unsurundan sözetmek mümkündür: algı işleme zorlukları, konuşma ve dil gecikmeleri ve bozuklukları ve çocuklarla sosyal etkileşim meseleleri. 

 

         Ben otizmi olan bir çocuğum. Otistik değilim. Otizmim karakterimin yalnızca bir parçası. Otizm bir insan olarak beni tanımlayamaz. Siz düşünceleriniz, duygularınız ve yeteneklerinizle bir insan değil misiniz? Yoksa siz sadece şişman, gözlüklü müsünüz? Kendi kişiliğinizi tek bir özellikle sınırlayabilir misiniz?

 

         Benim algılarımda düzensizlikler var. Bunun anlamı şudur… sizin farkına bile varmayacağınız günlük hayatın sıradan görüntüleri, sesleri, kokuları, tatları ve dokunuşları benim için acı verici olabilmektedir. Bu durumlarda size içine kapanmış, kendi dünyasında gibi görünebilirim; aslında, sadece kendimi korumaya çalışıyorum. Markete yapılacak 'basit' yolculuk benim için çok eziyet verici olabilmektedir. Duyduğum sesler bana aşırı yüksek gelebilir. Markette, çok sayıda insan aynı anda konuşuyor; bir yanda günün özel indirimli ürünleri anons ediliyor; müzik yayını devam ediyor aynı anda; kasalardan gürültüler gelmekte; kahve değirmeninde gürültüyle kahve çekilmekte; et makinası kıyma yapıyor; bebek ağlıyor; alışveriş sepetlerinin tekerleklerinden gıcırtılar geliyor; florösan lambaları ötüyor. Beynim tüm bunları süzemiyor ve aşırı bir yüklenme var. Ya da çok duyarlı bir koku alma duyumun olması söz konusu olabilir: balık tezgahında ki balık çok taze olmayabilir; sırada önümde bekleyen kişi bu sabah duş almamış; şarküteri kısmında sosis tattırıyorlar; ilerdeki bebeğin bezinin acilen değişmesi gerekiyor; amonyakla yere dökülmüş salatalık turşularını temizliyorlar…. Hepsini idare edemiyorum ve burnum çok kötü akmaya başlıyor.   Görme odaklı olduğumdan bu benim ilk aşırı uyarılmam olabilir. Florösan lambaları çok parlak; içerisi parlıyor ve gözlerim acıyor; bu parlak ışık her şeyden yansıyor ve görmemi engelliyor; camlardan ışıklar yansıyor, tavanda pervaneler dönüyor; çok sayıda hareket halinde insan var; dolayısıyla o kadar çok şey var ki bir şeyin üzerinde odaklanamıyorum – durumu bir tünel bakışı ile idare etmeye çalışabilirim. Ancak tüm bunlar vestibular algımı etkiliyor ve artık bedenimin nerede olduğunun farkına varamıyorum, dengemi yitiriyor, bir şeylere çarpıyorum ya da sadece yere çöküp kendimi toparlamaya çalışıyorum.

 

         Lütfen yapmak istemiyorum ile yapamıyorum arasında önemli bir fark olduğunu hatırlayın. Kavramaya ve ifadeye   yönelik konuşmaların her ikiside benim için güç birer dil biçimi. Bu bana verilen talimatları dinlemediğimden değil; sizi anlayamamamdan kaynaklanıyor. Bana odanın öbür ucundan seslendiğinizde sizi şu şekilde duyuyorum: "*&^%$#@, Billy. #$%^*&^%$&*".  Bana seslenmek yerine yanıma gelip basit bir biçimde benimle doğrudan konuşun : " Bill, kitaplarını masanın üzerine koy lütfen, şimdi yemek zamanı". Bu cümle bana benden ne istediğinizi ve daha sonra ne olacağını anlatıyor. Bundan sonra benden istenileni yerine getirmem çok daha kolay olacaktır. 

 

         Ben somut düşünürüm: Söylenen kelimelerin mecazi değil gerçek anlamlarını anlarım. Bana "Etrafta koşmayı bırak" demek yerine mecazi bir anlamı olan "deli dana gibi tepinme" sözünü söylemeyin. Yine "bu iş senin için çok kolay olacak" demek istediğinizde ve ortalıkta kıl ve tereyağ yokken "tereyağdan kıl çekmekten" söz etmeyin. Deyişler, mecazlar, atasözleri ve ince alaylar benim kaybolduğum konuşmalardır.

 

         Sınırlı Kelime Haznem Var Anlayış Gösterin: Ne hissettiğimi tanımlayabileceğim kelimeleri bilmediğimde size ne istediğimi anlatabilmem çok zordur. Acıkmış, hayal kırıklığı yaşıyor, korkmuş ya da kafası karışmış olabilirim ama bunları ifade edemiyorum. Bu durumda vücut diline, kendimi çekmeme, kızgınlığa ya da bir şeylerin yanlış gittiğini gösteren benden gelebilecek diğer işaretlere hazırlıklı olun.  Bir de bunun öbür yüzü var: küçük bir profesör ya da film yıldızı gibi boyumu çok aşan, gelişme yaşımın çok üzerinde cümleler kuruyor, konuşmalar yapıyor olabilirim. Bunlar aslında sadece çevremden duyup ezberlediğim metinlerdir ve bunları, bana bir şey sorulduğunda bir cevap vermem gerektiğini bildiğimden sıralıyorumdur. Buna ekolali deniyor ve kitaplardan, televizyondan ya da başkalarının konuşmalarından ezberlediklerimin aslında anlamını ve hangi ortam da kullanılmaları gerektiklerinide bilmiyorum. Sadece, bunlar, benim bir diyalogda karşılık vermem gereken durumlarda sesiz kalmaktan kurtulmama yarıyor.  

 

         Dil benim için çok zor olduğundan görsel olanı tercih ediyorum: Bana anlatmak yerine bir şeyin nasıl yapılacağını gösterin. Ve lütfen defalarca göstermeye hazırlıklı olun. Sabırla yaptığınız çok sayıda tekrar öğrenmemi sağlıyor. Günlük yapmam gerekenleri anlatan görsel planlar bana çok yardımcı oluyor. Sizin takviminiz ve ajandanızın gibi böyle bir plan bir sonra ki yapmam gerekeni hatırlama stresinden kurtarıyor beni, zamanımı iyi kullanmamı sağlıyor ve benden beklediklerinizi yapmamı kolaylaştırıyor.

 

         Yapamadıklarım yerine yapabildiklerime odaklanın ve onların üzerine ekleyin: Tüm diğer insanlar gibi beceremediğimin sürekli hatırlatıldığı ve düzeltilmeye ihtiyacımın olduğunun söylendiği bir çevrede öğrenemem. Eleştrileceğimi bildiğim bir ortamda, ne kadar yapıcı olursa olsun, denenen tüm yeni şeylerden uzak dururum. Güçlü olduğum şeylere bakın ve onları göreceksiniz. Unutmayın ki bir şeyi doğru yapmanın birden fazla yolu vardır.

 

         Sosyal ilişkilerde bana yardımcı olun: Öbür çocuklarla oynamak istemediğimi sandığınız durumlarda aslında sadece oyuna katılabilmek için öbür çocuklarla konuşmayı nasıl başlatabileceğimi bilmiyorumdur. Eğer öbür çocukları beni davet etmeleri konusunda cesaretlendirirseniz onlarla futbol yada basket oynamaktan bende çok hoşlanabilirim.

 

         Kapanışlarımı nelerin tetiklediğini tespit etmeye çalışın: "Öncüller" ("the antecedent") de deniyor bunlara. Kapanma, parlama ya da adına her ne derseniz deyin, bu durumlar sizin için olduğundan daha korkunç geçiyor benim için. Bunlar duyularımdan birisi aşırı yüklendiğinden dolayı ortaya çıkıyor. Eğer bunları nelerin tetiklediğini ortaya çıkarabilirseniz bunlar önlenebilir olan şeyler.

 

         Aile üyesiyseniz beni koşulsuz sevin: "Keşke o da …..", "Neden O da ….." düşüncelerini mutlaka kendinize yasaklayın. Sizde anne babanızın sizden her istediğini yerine getirmediniz ve siz de bunun sürekli hatırlatılmasından hoşlanmazdınız. Otizmli olmayı ben tercih etmedim. Unutmayın ki otizmli olan benim, siz değilsiniz. Sizin desteğiniz olmadan kendi kendime yetebileceğim bir yetişkin hayatı sürme olasılığım çok düşük. Sizin desteğiniz ve rehberliğinizle olabilecekler sizin hayal ettiklerinizden çok daha fazla. Ben buna değerim, emin olabilirsiniz.

 

   Her şey şu üç kelimede bitiyor: sabır, sabır, sabır.

 

   Otizmimi bir engel yerine farklı bir özelliğim olarak görmeye çabalayın. Sınırlılıklarım olarak gördüğünüz şeylerin ötesine bakın ve bana verilen lütufları görün. Göz kontağı kuramıyor olabilirim ama ben yalan söylemem, oyunlarda hile yapmam, sınıf arkadaşlarımla dalga geçmem ve başka insanların dedikodusunu yapmam. Hiç bunların farkına vardınız mı bilmem?  

 

     Benim her şeyimsiniz. Eğer toplumun bazı kuralları benim durumuma uymuyorsa umursamayın o kuralları. Savunucum, arkadaşım olun ve görün bakalım ne mesafeler katedeceğiz beraber.

 

     Bir sonraki Michael Jordan olamayabilirim, ancak ayrıntılara olan müthiş dikkatim ve inanılmaz odaklanabilme yeteneğim sayesinde pekala bir sonraki Einstein, Mozart ya da Van Gogh olabilirim.    

    Çünkü onlarda otizmliydi.  

Neoobe - Arama ve Bulma Şeysi

Siroz nedir?

Çok değişik hastalıklara bağlı olarak karaciğerde değişik derecede hasar meydana gelir. Bunların devamlılığı sonucu da karaciğerde yapısal değişiklikler gelişir. Karaciğerin yapısı bozulur ve giderek artan bir nedbe dokusu gelişimi olur. Hastalık ilerledikçe, fonksiyonel karaciğer hücresi sayısı azalır. Karaciğer sertleşir. İçinden geçmesi gereken kana karşı direnç artar. Kan buradan akamayınca, kanın geldiği bölgelerde (bağırsaklar, dalak) damar içi basıncı artar ve kan kendine başka yolar bulmaya çalışır. Tüm bunlar sonucu karaciğer fonksiyonları giderek bozulur ve karaciğer yetersizliği bulguları ortaya çıkar.
 
Çocuklar da siroz olabilir mi?
Doğumdan itibaren bazı anomalilere ve bazı kalıtsal hastalıklara bağlı olarak, birkaç aylıktan itibaren karaciğerde siroz gelişebilir. Bunun en sık nedenlerinden biri biliyer atrezi'dir ( doğuştan safra yolları azlığı veya yokluğu).

En sık siroz nedeni nedir?

Siroza neden olan olaylar çok çeşitlidir. En sık nedenler arasında hepatit B ve C ye bağlı kronik karaciğer hastalıkları sayılabilir.

Sirozun bulguları nelerdir?

Siroz uzun süreli ve ilerleyici karakterde bir olaydır. Erken dönemlerde bulgular çok hafiftir. Karaciğerdeki hasar arttıkça bulgular da ağırlaşır.
 
En sık görülen bulgular
 
(Erken dönem): * İştahsizlık
                         * Kilo kaybı
                         * Bulantı
                         * Halsizlik
                         * Çabuk yorulma
Daha ileri dönemlerde bu bulgular daha da ağırlaşır:
                        * Vücutta su birikimi (bacaklarda -ödem-ve karında assit- şişlik)
                        * Adale erimesi
                        * Çabuk morarma veya kanamaya eğilim
                        * Aşırı kaşıntı ve sarılık
                        * Geçici şuur değişiklikleri

Sirozdaki bu olayların sebebi nedir?

Karaciğer bir anlamda vücudun fabrikasıdır. Alınan tüm gıdalar karaciğerde vücut için faydalı ve gerekli ürünlerin yapımında kullanılır. Bunlardan biri olan Albümin'in de görevlerinden birisi, sıvıların damar yatağı içinde tutulmasıdır. Karaciğer fonksiyonları bozulunca albümin sentezi (yapımı) da etkilenir. Albümin seviyesi azalınca sıvılar damar yatağında tutulamaz ve dokuların arasına sızar. Bu en erken bacaklarda şişme (ödem) şeklinde ortaya çıkar. Aynı mekanizma ile karın boşluğunda da sıvı birikir (assit). Karın şişer. Bu hastalarda en ufak çarpma ile deride morluklar oluşabilir veya kanamaya eğilim artar. Bunun nedeni, pıhtılaşma için gerekli maddelerin (pıhtılaşma faktörleri) karaciğerdeki hasar nedeni ile gerektiği kadar yapılamamasıdır. Yine karaciğerin işleyememesi sonucu bazı maddeler kanda birikir ve ciddi kaşıntılar ve şuur değişiklikleri (ensefalopati) meydana gelebilir.

Hastalığın daha ileri safhalarında neler olur?

Giderek karaciğerdeki metabolizmanın bozulması ile safra yapımı da etkilenir. Tabloya sarılık eklenir. Kanda biriken maddelere bağlı (özellikle proteinli maddeler) beyin etkilenir. Uykuya eğilim, unutkanlık konsantrasyon bozuklukları gelişir. Bu hastalar, et süt gibi proteinli maddeleri kısıtlamaz ise şuur kaybına kadar giden ağır tablolar gelişebilir. Kanın karaciğerden rahat geçememesi sonucu, buraya kan getiren damarlarda basınç artar (portal hipertansiyon). Dolayısıyla dalakta da basınç artar ve dalak büyür (splenomegali). Büyüyen dalak kanın şekilli elemanlarını fazlaca parçalar. Bunun sonucu: alyuvarların fazla yıkımı ile kansızlık (anemi), akyuvarların (lökosit) fazla yıkımı ile lökopeni, trombositlerin (pıhtılaşmada rol oynayan hücreler) fazla tıkımı ile trombopeni gelişir. Buna bağlı kanama bozuklukları ortaya çıkar. Kan, kalbe dönüp tekrar dolaşıma katılmak üzere yeni yollar bulur. Bunlardan, klinik olarak en önemli olanı, yemek borusu (özofagus) iç duvarında yer alan kılcal damarlardır. Bu damarlar, basınç altında aşırı genişler, şişer ve baloncuklar (varisler) oluşturur. Bunların önemi, değişik mekanizmalar ile yırtılması ve yüksek basınçları nedeni ciddi, ölümcül olabilecek sindirim sistemi içine (yemek borusu ve mide) kanamalara neden olmalarıdır. Sirozlu hastalarda artan diğer bir risk ise karaciğerde kanser gelişimidir. Tek başına sirozun kanser yapıcı etkisi olduğu gibi, siroza neden hastalıkların direkt etkisi ile karaciğerde kanser gelişebilir.
 
Siroz önlenebilir mi?
Karaciğerde oluşan yapısal değişiklikleri geri çevirmek mümkün değildir. Ancak, değişik tedaviler ile sirozun ilerlemesini durdurmak veya geciktirmek mümkün olabilir. Esas olan siroz ile sonuçlanabilecek olayları ( alkol kullanımı, hepatitler, kalıtsal bazı hastalıklar,...) erken ortaya koymak ve bunlar ile mücadele etmektir. Örneğin, sirozun nedeni aşırı alkol kullanımı ise, alkolün kesilmesi ile olayın ilerlemesi durabilir. Hepatitlere karşı ilaçlar ile mücadele edilebilir.

Bacaklardaki şişme (ödem) ve karındaki sıvı (assit) azaltılabilirmi?

Bacaklardaki şişlik (ödem), karında sıvı toplanması (assit) için özel diyet ve bazı idrar söktürücüler (diüretik) kullanılır. Ancak bu ilaçlar mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Bunlara bağlı gelişebilecek bazı dengesizlikler hastalığın ağırlaşmasına neden olabilir. Yine karaciğerin fonksiyon kaybına bağlı kanda biriken maddelere bağlı gelişen şuur değişiklikleri için özel diyetler ve bağırsakları temizleyecek bazı ilaçların kullanılması gerekir.

Sindirim sistemine olan kanamaların (varis kanaması) tedavisi varmı?

Ciddi sindirim sistemi kanamaları (varis kanamaları) ağızdan yutturulan bir özel tüp ile (endoskop) uygulanabilecek özel teknikler ile durdurulabilir. Bu varislere özel ilaçlar enjekte ederek bunlar kurutulabilir (skleroterapi) veya üzerlerine lastik bantlar yerleştirilebilir (bant ligasyonu). Bunlara rağmen durmayan veya tekrarlayan kanamalarda cerrahi müdahale gerekebilir. Özelliği olan bu ameliyatların mutlaka bu konularda deneyimli bir cerrah tarafından yapılması gerekir. Cerrahinin amacı, siroz nedeni ile karaciğerden kanın akamaması sonucu bu damarlarda yükselen basıncı açılacak yeni damar yolları ile (şant) düşürmektir. Böylece kanamalar durur veya tekrarı önlenmiş olur. 
 
Sirozun kesin tedavisi var mı?

Tedavi sirozun nedenine ve evresine bağlıdır. Meydana gelen karaciğer hasarı geri döndürülemeyeceğinden, tedavide amaç hastalığın ilerlemesini durdurmak ve meydana gelebilecek diğer komplikasyonları önlemektir.

 Süresi kestirilememekle birlikte olay karaciğer yetersizliği ile sonlanır. Ancak bu yolun sonu demek değildir. Hastalığın bu safhasında bilinen tek tedavi şekli karaciğer naklidir.

Nedenden bağımsız olarak tüm siroz hastaları, alkolden uzak durmalı ve karacieğeri etkileyebilecek ilaçların kullanımı konusunda kontrollü olmalıdırlar (asetaminofen gibi). Allta yatan hastalığın da tedavisi yapılacağından tedavi protokolleri farklılık gösterebilir.

Tedavinin odak noktası genelde komplikasyonlardır. Sıvı birikmesini önlemek için az tuzlu diyet veya diüretik ilaç kullanımı önerilebilir. Toksik maddelerin vücuttan hızlıca atılması için laksatif (dışkıyı arttırıcı ve kolaylaştırıcı) ilaçlar kullanılabilir. Kaşıntı ve enfeksiyonlara yönelik tedavi verilebilir. Yine portal hipertansiyon için tedavi düzenlenebilir.

Kanayan varisler çeşitli şekillerde tedavi edilebilir. Bunlar arasında damarın bağlanması, balonla sıkıştırılması veya skleroterapi sayılabilir. Skleroterapide, damar içine kimyasal bir madde verilir ve damarın kuruması sağlanır. Transjugular intrahepatic portosystemic shunt (TIPS) yönteminde kan için yeni-yapay bir yol yapılır ve varislerdeki kan basıncı ortadan kaldırılır.

Eğer karaciğer hasarı ileri derecede ise tek tedavi yöntemi karaciğer naklidir. Nakil yapılan hastaların %80-90 ı yaşamaktadır, ve bağışıklık sistemini baskılayan siklosporin gibi ilaçlar sayesinde yeni karaciğer bağışıklık sisteminin saldırılarından korunmakta ve yaşam süreleri uzamaktadır.

Erken dönemde tanı konabilen hastalarda sonuç son derece başarılıdır. Bu hastaların çoğu uzun yıllar normal bir hayat sürmektedirler. Ancak alkol kullanımına son vermeyen alkolik sirozlularda ve ilerlemiş hastalarda sonuç iyi değildir. Bu hastalarda kanamalar veya beyin fonksiyonlarının kaybı sonucu ölüm meydana gelir. Sirozlu hastalarda enfeksiyon gelişme riski ve böbrek yetmezliği gelişme riski artmıştır.

alıntı

Neoobe - Arama ve Bulma Şeysi

Kan Bağışı

27/2/2008

YILDA 2 KEZ KAN VERMEK VÜCUDU YENİLER



Her yıl yüzlerce insan hastalık ya da kaza sonrası kan bulunamadığı için hayatını kaybediyor. Buna karşılık, son yıllarda yapılan araştırmalar ülkemizdeki yıllık kan bağışı oranının nüfusun yüzde 1'i kadar olduğunu gösteriyor. Kan bağışı, kan bekleyen kişilerin hayatlarını kurtarmasının yanısıra kişinin kendi sağlığı açısından da yaşamsal önem taşıyor. Kan bağışında kan hücreleri yenileniyor, bu da daha sağlıklı ve daha güçlü bir vücuda sahip olunmasını sağlıyor.

Kan, tek kaynağı insan olan çok değerli bir ilaçtır. Yaklaşık kırk yıldan beri kan yerine kullanılabilecek ve bu değerli yaşam iksirinin yerini alabilecek, yapay bir madde elde etmeye yönelik çalışmalar olmakla birlikte, bu konuda tatmin edici sonuçlar alınamamıştır. Elde edilen, sınırlı kullanım alanı olan bazı yedekler de kullanımlarının pratik olmaması ve çeşitli yan etkileri nedeniyle yaygın olarak kullanılamamıştır. Tek kaynağının insan olması ve ihtiyaç duyulduğunda yerine kullanılabilecek bir yedeğinin olmaması kanın ve kan bağışlamanın önemini son derecede arttırmaktadır.

Herkesin Bir Gün Kan Bağışına İhtiyacı Olabilir

Düşünün ki; bir yakınınız hastanede, acil bir girişim yapılması gerekiyor, bunun için de uygun gruptan ve güvenli kan bulunması gerekiyor. Siz hemen kan vermeye hazırsınız, ancak sizin kanınız yakınınıza uygun değil. Aranan kan bulunamadı ve geçen zaman hastanızın aleyhine işliyor, yapılacak ameliyat geciktikçe başarı şansı da azalıyor. Çok sevdiğiniz bir insan (anneniz, babanız, kardeşiniz, eşiniz veya biricik evladınız olabilir) çaresizlik içinde bekliyor ve siz hiçbir şey yapamıyorsunuz.

İşte sağlıklı iken kan bağışlamakla böyle çaresiz bekleyen bir insana ve onun çaresizlik içinde kıvranan sevdiklerine çare olacağınızı düşünmeniz gerekiyor. Kan bağışlamanın bence en büyük yararı, insanın ömründe bir kez olsun bu duyguyu yaşamasıdır.

Ülkemizde Kan Bağışları Yeterli Düzeyde Değil

Gelişmiş ülkelerde bir yılda toplam ülke nüfusunun yüzde 3-4 kadar bir kısmı kan bağışlamaktadır. Bu miktar bağış gerçekleştiğinde, o ülkenin kan ve kan ürünleri ihtiyacı karşılanabilmekte ve hastaneye giden hasta veya yaralıların "kan bulma ya da bulamama" gibi bir derdi olmamaktadır. Ülkemizde ise yıllık bağış oranı yüzde%1 civarında.

Daha önce yurt dışında (özellikle Amerika'da veya gelişmiş Avrupa ülkelerinde) bulunmuş ve oralarda sağlık hizmeti almış olan hastalarımız, bir yakınları veya kendileri için, kan kullanımı gereken bir cerrahi operasyon için hastanelere başvurduklarında bizim ülkemizin gerçekleriyle yüz yüze gelmekte ve hiç düşünmeden sert bir üslupla bizleri eleştirmekte, hatta ilgili makamlara şikayet etmektedirler. Ayrıca insanların neden bu kadar duyarsız olduklarını, kan bağışlamadıklarını sorgulamaktadırlar.

Oysa hemen şikayet etmek yerine şöyle düşünmek daha iyi bir çözüm olmaz mı? Sağlıklı her insan ömründe 2 kez kan bağışlasa bu nedenle sağlıklı hiçbir insana zarar gelmez, buna karşılık kan bulunamaması nedeniyle hasta veya hasta yakınları zor durumda kalmaz.


Kimler Kan Bağışında Bulunabilir?

18-65 Yaş arasında, ağırlığı 50 kg üzerinde, önemli bir sağlık sorunu olmayan, hemoglobin ölçümü normal olan herkes (en sık 2 ay ara ile) yılda dört kez kan bağışında bulunabilir.

Kan Vermenin Başlıca Faydaları

Kan verince kan yapan organlar uyarılır ve kan yapmaya sevk edilir.

Kan hücreleri yenilenir.

İnsan psikolojik olarak rahatlar, kendini huzurlu hisseder.

Daha sonra kendisine kan verilmesi gerektiğinde bunu yapacak insanların çıkacağını düşünerek güven duyar.

Her kan bağışlayana kan grubu, kan sayımı ve kan yoluyla bulaşan hastalıklarla ilgili tarama testleri uygulanır, bu da bir yarar olarak düşünülebilir.

Gönüllü bağışçılardan alınan kan, güvenli kan olduğundan kan yoluyla hastalık bulaşması da daha az olmaktadır. Sonuç olarak gönüllü bağışçıların sayısının artması, toplumun sağlık düzeyi üzerine olumlu etki yapmaktadır.

Kan Bağışlamak İsteyen Gönüllülere Yapılan İşlemler Nelerdir?

Öncelikle donör adaylarına bir "donör değerlendirme formu" verilerek bunu dikkatlice, doğru ve samimi cevaplar vererek doldurmaları ve altını imzalamaları istenir.

Formu doldurup, verdiklerinde bu form ilgili arkadaşlarımız tarafından incelenir ve donör adayı ile yüz yüze, kısa bir görüşme yapılır. Bu görüşmede bazı sorular ve verilen cevaplar hakkında açıklama yapılmakta ve yanlış anlaşılmalar varsa düzeltilmektedir.

Bu aşamada kan vericisi olmaya engel teşkil eden herhangi bir sorun yoksa fizik muayene (boy, kilo, tansiyon, nabız ölçümü ve gözle muayene) yapılır.

Bu aşamada da bir sorunla karşılaşılmadıysa o zaman yapılacak testler için tüpe kan alınır. Alınan kan örneğinde kan sayımı ve diğer bazı testler yapılır.

Eğer testler sonunda kan alınmasına engel bir sonuçla karşılaşılırsa, bu konuyla ilgili olarak donör adayına yazılı bir bilgilendirme yapılır.

Kanda yapılan testlerde de engel bir durum tespit edilmezse bağışçı adayı kan alınmak üzere donör yatağına alınır ve bir ünite kan alınır. Kan alma işlemi 15 dakikadan daha az sürmektedir. Kan alımı sonrasında 10-15 dakikalık bir gözlem süresi vardır. Bu arada bağışçılara yiyecek ve içecek ikramı yapılır.

alıntı

Neoobe - Arama ve Bulma Şeysi

center>

Supermp3 İle Canlı Müzik Keyfi garip_dj


EkleBunu RSS Ekle Butonu
Lider100.ComSohbet güzel sözler Görevimiz sizi doğru adrese ulaştırmak.
Aradur.com | Arama Motoru Arama Motoru Sitemiz WebKuyusu.com'da kayıtlıdır. toplist - nakliyat LinkBankasi.Net linkcenneti.com Site Dizini
evden eve nakliyathosting